Дървен материал от www.emsien3.com

The best bookmaker bet365

Best bookmaker bet365 Bonus

Menu
Galatasaray'da Rota Clarence Seedorf

Galatasaray'da Rota Clarence Seedorf

Galatasaray'da teknik direktör Hamza Hamzaoğlu gitti, Mustafa Denizli ismi gündemde anca...

Farelerin Spermi, Fillerden Bile Daha Büyük

Farelerin Spermi, Fillerden Bile Daha Büyük

Bilim adamlarına göre; fareler, üreme konusunda fillerden daha ileride. Çünkü fareler kü...

Dosya Masrafı Geri Alma Vaadiyle Vatandaşı Çarpan Örgüt Çökertildi

Dosya Masrafı Geri Alma Vaadiyle Vatandaşı Çarpan …

Call center ofisinden Türkiye'deki binlerce kişiyi kredi kartı borçları yapılandırması v...

PKK Paçavrası Asmak İsteyen Teröristler Arkalarına Bakmadan Kaçtı

PKK Paçavrası Asmak İsteyen Teröristler Arkalarına…

Şırnak'ın Cizre ilçesinde Çarkendal Tepesi'ne yeniden flama asmak isteyen PKK'lı teröris...

Selfie hırsızları ele verdi

Selfie hırsızları ele verdi

Çaldıkları parayla selfie çektiren hırsızlık çetesi üyeleri düzenlenen operasyonla yakal...

Öğretmen boya badana yapıyor…

Öğretmen boya badana yapıyor…

Türk Eğitim-Sen, öğretmenlerin sosyo-ekonomik durumları konusunda anket yaptı. Ankete ...

Balyoz’da çok kritik şüpheli!

Balyoz’da çok kritik şüpheli!

Balyoz davasında şok bir gelişme yaşanıyor. İstanbul 1. Ordu Komutanlığı'ndan Baransu'ya...

Sinan Oğan adaylığını açıkladı

Sinan Oğan adaylığını açıkladı

MHP'de Devlet Bahçeli'ye ilk rakip çıktı. Sinan Oğan resmen MHP Genel Başkanlığı'na aday...

31 Milyar Dolarlık Para Kül Oldu...!!!

31 Milyar Dolarlık Para Kül Oldu...!!!

Çin'de tedavülden kalkmış paralar imha edildi anceng kentinde Mart ayında hizmete giren...

Bu Çamaşırlar Hasta Ediyor...!!

Bu Çamaşırlar Hasta Ediyor...!!

GİYMEMENİZ GEREKEN 8 İÇ ÇAMAŞIRI! Sağlığınız için bu iç çamaşırlarını giymemeye ö...

Prev Next

Farelerin Spermi, Fillerden Bile Daha Büyük

SPERM HAKKINDA ŞAŞIRTICI GERÇEK

Bilim adamlarına göre; fareler, üreme konusunda fillerden daha ileride. Çünkü fareler küçük olduğu için spermleri yolda kaybolmadan hızla ilerleyebiliyor.

Bilim insanlarının sunduğu şaşırtıcı bir bilgi daha: Fareler, üreme konusunda fillerden daha ileride. Proceedings of the Royal B adlı bilim dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, farelerin spermi fillerinkinden daha büyük. Nedeni ise evrim.

SPERMLER, HAYVANLAR ARASINDA DAHA ÇOK ÇEŞİTLİLİK GÖSTERİYOR

Zürih Üniversitesi'nden Stefan Lüpold, fil ve farelerin üreme sürecini mercek altına alan bilim insanlarından. Sperm uzmanı Lüpold, evrim biyolojisinde kendisini en çok sperm hücrelerindeki büyüklük ve şekil çeşitliliğinin heyecanlandırdığını söylüyor. Lüpold, hayvanlar dünyasında spermin en çok çeşitlilik gösteren hücreler olduğunu ifade ediyor.

 

FARELERİN SPERMLERİ, FİLLERDEN DAHA BÜYÜK

Ancak hepsinin işlevinin aynı olduğunu ve kadın yumurtasını döllediğini belirten Lüpold, hayvanların fiziksel büyüklükleri ile spermleri arasında bir bağ olup olmadığını da araştırdıklarını kaydediyor. Bu amaçla istatiksel bir araştırma yapan Lüpold başkanlığındaki ekip, fare ve fil dahil 100 memeli hayvanın spermlerini incelemiş. Seyreltme hipotezi de cinsel birleşmenin büyüklüğü ile sperm miktarı arasında bir ilişki olduğunu doğrulamış.

SPERMİN YOLDA KAYBOLMASI RİSKİ VAR

Lüpold araştırmada elde ettikleri sonuca ilişkin şu bilgileri veriyor: "Seyreltme hipotezi, eğer spermlerin büyük bir cinsel birleşme ile dişiye aktarılması gerekiyorsa, spermin yolda kaybolma riskinin de büyük olduğunu gösterdi. Böyle bir durumda boşalma sırasında spermlerin bu büyük hacmin içinde seyreltilmesi gerekiyor. Erkeğin büyük miktardaki spermi aktarırken bu kaybı telafi etmesi gerek. Ancak bu şekilde yeterli miktarda sperm yumurtaya ulaşabilir ve yumurta ile döllenmeyi gerçekleştirebilir."

Stefan Lüpolds'un verileri, hayvan ne kadar büyükse o kadar çok sperm ürettiğini de gösteriyor. Bu yoğunluğu sadece rakamlarla değil, fiziksel olarak da görmek mümkün. Dört kat fazla sperm üreten testislerin boyutu da iki kat büyük oluyor. Bu, dişilerin birden fazla partneri olan türler için de geçerli. Bu de rekabete neden oluyor. Daha fazla erkek, daha fazla spermle yarışa katılmak için çaba sarfediyor. Elenme baskısı ve daha fazla sperm üretmek de spermlerin büyüklüğüne mal oluyor.

"SPERMLER KAYBOLMASIN DİYE..."

Stefan Lüpolds araştırmada elde ettikleri sonucu şöyle açıklıyor: "Fillerde çiftleşme sırasında spermlerin geçmesi gereken yer büyük. Bu da spermlerin kaybolması riskini artırıyor ya da spermlerin seyreltilmesi gerekiyor. Seleksiyon baskısı altındaki erkek de mümkün olduğu kadar çok sperm aktarmak istiyor. Bunu da ancak daha küçük spermler üreterek yapabilir. Farelerde ise kayıp riski daha az. Ayrıca uzun spermlerin farelere başka faydaları da var."

Farelerin spermleri uzun olmaları sayesinde daha hızlı yüzebiliyor. Hızlı olmak özelliği de farenin rakiplerini geride bırakmasına olanak tanıyor.

Devamını oku...

Bu Çamaşırlar Hasta Ediyor...!!

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

GİYMEMENİZ GEREKEN 8 İÇ ÇAMAŞIRI!

Sağlığınız için bu iç çamaşırlarını giymemeye özen gösterin...

1- Çok dar iç çamaşırı: 
Çok dar iç çamaşırları sizi rahatsız etmekle kalmayıp, görüntünün kötü görünmesine neden olur. Ayrıca iç çamaşırının sürtünmesine bağlı olarak cildinizde ve vajinada tahriş meydana gelebilir.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

Özellikle menopozdaki kadınların vajina duvarında incelme meydana geldiğinden daha çok tahriş meydana gelebilir. Ancak eğer herhangi bir tahriş meydana gelmiyorsa tercih edilebilir.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

2- Korseli iç çamaşırı: 
Korseli iç çamaşırları çok sıkı olduğundan sağlığınızı riske atmış olursunuz. Çünkü bu tarz iç çamaşırları sinir sıkışmasına ya da dolaşımınızın yavaşlamasına neden olabilir.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

3- Sentetik kumaşlar ve ipek: 
İç çamaşırınızın vajinal kısmında pamuk astar varsa sorun oluşmaz. Ancak eğer kendinize uygun iç çamaşır arıyorsanız sentetik iç çamaşırlardan uzak durun. İpek iç çamaşırları ise sadece özel günlerde tercih edin.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

4- Tanga: 
Eğer mantar ve bakteriyel enfeksiyona eğiliminiz varsa bu tür iç çamaşırlardan uzak durmalısınız. Çünkü tangalar, arka kısımdaki bakterilerin ön kısma taşınması konusunda mükemmel bir araçtır.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

5- Gece iç çamaşırı: 
Pek çok uzman gece uyurken çıplak uyumak gerektiğini savunuyor. Uzmanlar, özellikle de menopoza giren kadınların daha rahat bir uyku ve terlememesi için iç çamaşırsız uyumalarını öneriyor.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

6- Peki iç çamaşırı giymesek? 
İç çamaşırı vajinal nemi emer. Ayrıca örneğin pantolon giyeceksiniz, iç çamaşırı giymediğiniz takdirde genital bölgede sürtünmeye bağlı olarak, tahriş meydana gelebilir. Etek-elbise giydiğinizde nemli kalmanıza yol açar.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

7- Terli iç çamaşırı: Ter eğilimi olan kadınlar ve erkekler kuru kalabilmek için günde iki kez iç çamaşırını değiştirmelidir. Sıcak ve nemli bölgeler mantar oluşumu için mükemmel yerlerdir. Bu nedenle iç çamaşırınızı sık değiştirin ve yaprak ped kullanın.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

8- Hipoalerjenik olmayan iç çamaşırları: 
Açıklanamayan bir yerde sürekli kaşıntı mı oluyor? Hassas bir cilde sahip olmadığınızı düşünseniz de vajinal bölgeniz sizinle aynı fikirde olmayabilir. Kontakt dermatitler nedeniyle tahriş meydana gelebilir.

Giymemeniz gereken 8 iç çamaşırı!

Bu nedenle en büyük düşmanınız kullandığınız deterjan olabilir. İç çamaşırınız genital bölgeye temas ettiği için, bir bahçe gibi kokmanıza gerek yok. Hipoalerjenik temizlik ürünleri kullanmanızda yarar var.

 

Devamını oku...

Dar jean giyenler dikkat!

Jean, kot pantolon, kemer

Bu haber sizi ilgilendiriyor olabilir...

Günlük yaşamda en sık tercih ettiğimiz pantolon türü genelde kot pantolonlar oluyor. Peki, gerek klasik gerekse de spor şekilde kullandığımız bu pantolonlar konusunda doğru tercihler yapabiliyor muyuz?

Uzmanlar çok dar kot pantolon giyilmemesi konusunda uyarıda bulunuyor. Ağırlıklı olarak kadınlar tarafından tercih edilen dar jean pantolonlar kaslara ve sinir sistemine zarar veriyor. Baldırların şişmesine yol açıyor, ayakları uyuşturuyor ve yürüme zorluğuna neden oluyor. Keza çok sıkı kemerler tercih etmek de leğen kemiklerinin bulunduğu bölgedeki sinirlere zarar verebiliyor.

Bu tarz pantolonları özellikle 20'li ve 30'lu yaşların tercih ettiğini belirten uzmanlar, jean pantolonların kasıklarda damar ve sinir sıkışmalarına neden olabileceğini vurguluyor. Sinir sıkışmasına bağlı olarak bacaklarda his kaybı dahi yaşanabileceğine dikkat çeken uzmanlar, konfor açısından da dar jeanlerin başarılı olmadığını kaydederek, dar pantolon yerine vücuda uygun daha bol pantolonlar tercih edilmesi gerektiği konusunda uyarıyor.

Devamını oku...

Dahi bebek hem okuyor hem sayı sayıyor!

Dahi bebek, LaToya, Carter, Kuzey Karolina

19 aylık bebeğin bunca şey bildiğine inanamayacaksınız...

Pek çok çocuk beş yaşında yazı yazmaya ve okumaya başlar. Ama Kuzey Carolina'da yaşayan 19 aylık Carter net telaffuz ile sözcükleri okumayı öğrendi.

Dailymail'in haberine göre; Carter'ın annesi LaToya, Carter'in yedi aylıkkenkelimeleri tanımaya başladığını söyledi. Video görüntüleri de okuma kartlarını kusursuzca okuyan Carter'in hiç hata yapmadığını gösteriyor.

Dahi bebek Carter, 300'den fazla kelime biliyor ve 50'ye kadar sayı sayabiliyor.

Devamını oku...

Bu yazıcıyı 28 bin kişi bekliyor

Bu yazıcıyı 28 bin kişi bekliyor

Türkiye’de 28 bin 251 kişi organ bağışı bekliyor. Tüm dünyada birçok kişi organ bağışı beklerken yapay doku ve organ yapan bio yazıcılar organ bekleyenlerin imdadına yetişecek. Türkiye’de de bu konuda önemli bir noktaya gelindi.

 

TÜRKİYE’NİN İLK BİYO YAZICISI
TALAT-SAMSağlık Bakanlığı yetkilileri organ bağışına ihtiyacın her geçen gün artığına dikkati çekerken, kamunun yanı sıra özel sektörden de bu konuda çok önemli adımlar atılmaya devam ediyor. Türkiye’nin tamamen yerli ilk 3D yazıcısı TeTe’yi üretme başarısı gösteren LTS Teknoloji Grup Başkanı Talat Sam, biyo yazıcı konusunda kamu-özel sektör birlikteliğiyle projede önemli aşamalar kat ettiklerini söyledi.
“Türk üniversiteleriyle dünyada bir ilke imza atabiliriz”
Sadece ilgili bakanlıklarla değil, ülkemizdeki bilim insanlarıyla da çok güzel bir birliktelik yakaladıklarını belirten Sam, şöyle devam etti:
“Dünya genelinde biyo yazıcı için çok hummalı bir çalışma var. Bu sıralar özellikle kan damarı üretiminin yanı sıra karaciğer, böbrek ve kalp kapakçığının üretimi konusunda da ciddi çalışmalar bulunuyor. Örneğin sadece ABD’de biyo yazıcı üzerine çalışmalar yapan bir firmaya devlet 630 milyon dolar fon ayırdı. Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere biyo yazıcı işine yeğenim Dünya Şampiyonu boksör Sinan Şamil Sam’a karaciğer üretebilmek için girmiştik. Ama nasip olmadı. Şimdi 6 yıldır yürüttüğümüz çalışmalarda sonlara doğru geliyoruz. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yüksek teknolojili ürünlere desteğini çok önemsiyoruz. Bu kapsamda ‘Teknolojik Ürün Yatırım Destek Programı’nın 3. dönem başvurularına katılmayı ve devletimizin de desteğini alarak çalışmalarımızı hızlandırmayı planlıyoruz. Hedefimiz, organ yetersizliğinden kimsenin ölmediği, hasta ve hasta yakınlarının organ bulamama çaresizliği yaşamadığı bir Türkiye.”
 “AVRUPA’DA YÜZDE 75, TÜRKİYE’DE YÜZDE 23”
Sağlık Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre Türkiye’de her yıl organ bekleme listesine yaklaşık 4 bin kişi ekleniyor. Kadavradan organ bağışındaki yetersizlik nedeniyle yılda yaklaşık 2 bin kişi uygun organ beklerken hayatını kaybediyor.
Bakanlık verilerine göre organ bağışında bulunan kayıtlı gönüllü sayısı 150 bine yaklaşırken, Avrupa’da yüzde 75 dolaylarında olan organ bağışının Türkiye’de yüzde 23 seviyelerinde kaldığı görülüyor.

Devamını oku...

Griple savaşırken en önemli 7 adım

Kış kapıda diye korkmayın... Salgın hastalıklara, özellikle de gribal enfeksiyonlara şimdiden savaş açabilirsiniz. Acıbadem Bodrum Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Hilmi Ege, bağışıklık sisteminizi güçlendirecek ve griple savaşmanıza yardımcı olacak 7 önemli taktik verdi.

Vitaminsiz kalmayın
Bağışıklık sistemini güçlendiren tek bir besin olmadığı için sofralarda vitamin ve mineral çeşitliliği gerekiyor. Günde iki porsiyon meyve, üç-beş porsiyon sebze tüketmek büyük fayda sağlıyor. A, E, C ve B grubu vitaminleri ile çinko, selenyum, demir bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı oluyor. Badem, ceviz gibi yağlı tohumlar B grubu vitaminler ve E vitamini içeriyor. Ama bu gıdaların kavrulmadan, özellikle çiğ tüketilmesi önem taşıyor.

Yağa ve şekere dikkat!
Glikoz, fruktoz gibi basit karbonhidratlar özellikle akyuvar hücrelerinin çalışmasını olumsuz yönde etkilediği için basit şekere beslenmede daha az yer vermek gerekiyor. Ayrıca tüketilen yağ türü de büyük önem taşıyor. Omega 3, Omega 6 ve Omega 9’dan zengin, bağışıklık sistemini güçlendiren ceviz ve balık gibi besinlere ağırlık vermek gerekiyor.

Egzersiz yapın ve ideal kilonuzu koruyun
Diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, uyku düzensizliği, eklemlerde bozulma, ruhsal sorunlar gibi birçok hastalığa neden olan obezite, bağışıklık sisteminde de bozulmaya yol açıyor. Kilo kontrolü hem daha sağlıklı bir yaşam sunuyor hem de hayat kalitesini artıyor.

Bu sebeple kas ve su kaybı yaşamadan ideal kiloya inmek ve korumak önem taşıyor. Yeterince su tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak önemli fayda sağlıyor. Haftada en az üç gün, bir saat tempolu yürümek sizi hem obeziteden korumada faydalı olacak hem de daha dinç hissetmenizi sağlayacaktır.

Kışın güneş ışığından daha çok faydalanın
Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yaşam tarzında değişiklik yapmak gerekiyor. Tütün ve alkol ürünlerinden uzak durmak, depresyondan korunup stresle başa çıkmak, dijital cihazlardan uzakta uyumak önem taşıyor. Ayrıca sebze ve meyveden zengin, yağdan fakir bir beslenme planı uygulamak, işlenmiş ürünler yerine, besinleri doğal halinde ve doğru pişirme yöntemleriyle hazırlayarak tüketmek, koruyucu aşıları yaptırmak gerekiyor.

Fonksiyonel gıdalara yer açın
Dr. Hilmi Ege “Sarımsak, soğan ve probiyotiklerin sofranızda yer alması önemli. Sarımsak ve soğan içerisinde yer alan maddeler dolayısı ile fonksiyonel gıdalar ve bu gıdalara kış aylarında yer verilmesi çok önemli. Probiyotik ve prebiyotiklerin de alınması gerekiyor. Bunun için yoğurt ve kefir tüketilebilir. Zencefil de fonksiyonel gıdalar arasında yer alıyor. Ancak tüketilen miktarın fazla olmaması gerekiyor” diyor.

Mevsim sebzelerini tercih edin
Sebze ve meyveler toplandıktan sonra en uygun koşullarda saklansa bile besleyicilik değerlerini kaybetmeye başlıyor. Mevsimi dışında üretilen sebze ve meyvelerin tohum ve fideleri farklı olduğu için, vitamin ve mineraller açısından değerlendirildiğinde besin değerinin düşük olduğu varsayılıyor. Bu sebeple sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesinin yanı sıra organik tarım veya iyi tarım uygulamaları ile üretilmiş olması da büyük önem taşıyor.

Grip Aşınızı ve Pnömokok Aşınızı olun 
Doktorunuza danışarak yılda bir kez grip aşınızı olun. Bu sizi ağır enfeksiyonlardan koruyabilir. Özellikle 65 yaş üstü olanlar veya bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerden dolayı zayıflayanlar için önem taşımaktadır. Geçmişte splenektomi ameliyatı geçirmiş olanların pnömokok aşısını doktorlarına danışarak yaptırmaları tavsiye edilir.

 

Devamını oku...

İlaç tek başına yetmez

 

İlaç tek başına yetmez

 

Acıbadem Taksim Hastanesi’nde Dünya Diyabet Günü kapsamında oyuncu Gülçin Santırcıoğlu ve uzmanların katılımıyla halka açık etkinlik gerçekleştirildi. Söyleşide Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serkan Tatlıağaç diyabet hastalığının sağlıklı ve dengeli beslenme ile önlenebileceğini belirtirken, Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Özkahya, diyabet hastalarının ilaç almalarının çok önemli olduğunu ancak ilaçların tek başına yeterli olmadığını, sağlıklı beslenmeye de çok dikkat edilmesi gerektiğini anlattı. Ailesinde de diyabet hastası olduğunu söyleyen Oyuncu Gülçin Santırcıoğlu da “Çekimlerde sağlıklı beslenmek mümkün olmayabiliyor. Günde bazen 20 saate yakın çalıştığımız oluyor ama elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum” diye konuştu.

Foto: Bülten

 

Modern çağın hastalığı diyabet artık yaşa bakmaksızın çocukların da kapısını sıkça çalıyor. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşan Tip 2 diyabete, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve aşırı kilo zemin hazırlarken, günlük yaşantıda alınacak bazı önlemlerle bu tehlikeli hastalığı önleyebilmek, en azından öteleyebilmek mümkün. Dünya Diyabet Günü kapsamında Acıbadem Taksim Hastanesi’nde Oyuncu Gülçin Santırcıoğlu ve uzmanların katılımıyla halka açık etkinlik gerçekleştirildi. Çok sayıda dinleyicinin ve diyabet hastasının katıldığı söyleşide; Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serkan Tatlıağaç, diyabetin görülme sıklığında son 10 yılda yüzde 90 artış yaşandığını belirterek “Şu anda yetişkinlerin yüzde 13’ünde diyabet hastalığı var. Diyabet hastalığındaki artışın nedenleri arasında hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve ideal kilonun üzerinde olması geliyor. Oysa diyabet gerekli önlemlerin alınmasıyla önlenebilir bir hastalık” diye konuştu. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Özkahya da, diyabette sağlıklı beslenmenin püf noktalarından kan şekeri dengesinin önemine, doğru karbonhidrat seçiminden sağlıklı ara öğün tercihleri ve besin etiketi okumaya dek birçok konuda önemli bilgiler verdi.

Foto: Bülten

 

TABAK MODELİ

Diyabet hastalarının yeterli ve doğru besin seçimi yapmalarının, ‘tabak modeli’ denilen beslenme yaklaşımını benimsemelerinin önemli olduğunu belirten Kamuran Diğdem Özkahya “Tabaklarınızı dörde bölün. Her bir bölümde, et ve et ürünleri (tavuk, balık, kırmızı et, peynir, yumurta, baklagiller), sebze, süt ve yoğurt grubu besinler ile tahıl grubu (bulgur, makarna, tahıllı ekmek) besinlere yer verin” dedi. Brokoli, elma, salata, kepekli makarna, nohut ve tahıllı ekmeğin kan şekerini daha yavaş yükselten besinler olduğundan tercih edilmesini, buna karşın patates, beyaz ekmek, muz, mısır, meyve suyu ve reçel gibi kan şekerini daha çabuk yükselten besinlerden uzak durulması gerektiğini belirten Kamuran Diğdem Özkahya yemeklerin yavaş yenilmesinin de çok önemli olduğunu söyledi.

“DÜZENLİ VE DENGELİ BESLENME ÖNEMLİ”

Diyabet hastalarının ara öğünleri ihmal etmemelerini, kahvaltıyı atlamamalarını, kahvaltıda poğaça, börek gibi hamur işlerinden kaçınmalarını, ideal kilolarını korumaları gerektiğini vurgulayan Kamuran Diğdem Özkahya, ambalajlı ürünlerin besin etiketlerinin de mutlaka okuması önerisinde bulundu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Özkahya diyabet ilaçlarının da tek başına yeterli olmayacağını vurgulayarak “Ne kadar düzenli ilaç kullanılıyor olunsa da aynı oranda düzenli, yeterli ve dengeli beslenmek gerekir” dedi.

Foto: Bülten

Foto: Bülten

“SAĞLIKLI BESLENMEYE ÇALIŞIYORUM”

Diyabet söyleşisinin konuğu Oyuncu Gülçin Santırcıoğlu da günlük yaşantısında çekimlerin sağlıklı beslenmeye çok da olanak tanımadığını vurgulayarak “Örneğin günde ortalama 15 saat hatta bazen 20 saate yakın sette olabiliyorum ama elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum” diye konuştu. Diyabet hastalığının ailesinde de olduğunu belirten Gülçin Santırcıoğlu, diyabetin bilinçlenme ve farkındalık sağlandığı taktirde aslında insan ömrünü uzatıcı avantajı olduğunu, çünkü kişiyi sağlıklı ve doğru beslenmeye sevk ettiğine inandığını söyledi. Söyleşide uzmanlara sorular yönelten dinleyiciler ile oyuncu Gülçin Santırcıoğlu’na, kahvaltı sonrası şeker ölçümü yapıldı.

Devamını oku...

Ofis çalışanlarının kabusu

Ofis çalışanlarının kabusu

Modern yaşam tarzı gereği gittikçe ağırlaşan iş ve sosyal yaşam şartları, hareket sisteminde birçok sorunlara neden oluyor. Bunların başında bel ve sırt ağrıları geliyor. Dünya nüfusunun yüzde 30’u kas iskelet sistemi hastalıklarından şikayet ediyor. Özellikle bel ve sırt ağrıları, yaşam boyunca insanların yüzde 70’inde görülüyor. Yüzde 90’ında bir hafta içinde geçebiliyorken, yüzde 10’unda kronik olarak kalıyor. Central Hospital’dan Fizik Ted. ve Reh. Uzm. Uzman Dr. A. Şahap Demirboğan, bel ve sırt ağrılarına yol açan nedenleri ve bu hastalıklardan korunmanın yolları hakkında bilgiler veriyor.

Her insanda yaşanabilen sırt ve bel ağrıları; ayakkabı giyerken, ayağını yıkarken, aniden dönme gibi basit nedenlerle oluşabilirken, bir travma veya ağır yük kaldırma gibi nedenlerde de meydana gelebilir. Bel ağrısı olan kişide isteksizlik, mutsuzluk, iş veriminde azalma, stresli bir yaşam ve sabah yorgunluğu gibi sorunlarda görülebilir.

bel-sağlığı-ve-ofis

Kas-iskelet sistemi denildiğinde çok geniş bir hastalık grubunun akla geldiğini belirten Central Hospital’dan Fizik Ted. ve Reh. Uzmanı Dr. A. Şahap Demirboğan, “Bunlar iltihabi olanlar ve mekanik olanlar olarak ikiye ayrılır. İltihabi olan rahatsızlıklar da mikroplu ve romatizmal olarak ayrılır. Genel kanı, bel ağrıları tüm tedavilere karşın altı hafta gibi bir süreden fazla sürüyor ve geçmiyorsa kronikleştiğidir.” diyor.

Bel ve sırt ağrılarına yol açan hastalıklar

· Duruş (Postür) Bozuklukları: İş yerinde ya da çalışma masasında devamlı ve düzgün olmayan bir duruş şekli, zamanla birçok kas spazmına ve bel ağrısına neden olur.
· Fibrosit Sendromu: Kas spazmı olarak da bilinir. Ağrı en sık olarak sırt ve boyun bölgesinde, devamında da kol ve omuzlarda görülebilir. Yaygın bir ağrı şekli vardır. Hatalı duruş pozisyonları, zorlama, soğuk ve nemli bir ortamda kalmak bu rahatsızlığa sebep olur.
· Omurga Eğrilikleri (Skolyoz): Skolyoz, omurganın sırt ve bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru ve ekseni etrafında dönen üç boyutlu eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa, sola ve hem sağa hem sola S şeklinde eğrilme gösterirken, aynı zamanda kendi eksenleri etrafında da döner. Bu eğilmeler omurganın bir bölgesinde olabileceği gibi birden çok bölgesinde ve farklı yönlerde de olabilir.

agri-bel-oje-sli
· Yansıyan Ağrılar: Herhangi bir organın verdiği ağrı, yansıyarak belde ağrılara sebep olabilir.
· Fibromiyalji: Fibromiyalji, romatizmal bir hastalıktır ve kadınlarda çok sık görülür. Hastanın tüm tetkikleri normal çıktığından etrafına hasta olduğuna inandıramaz. Genellikle psikosomatik kökenli olduğu bilinir. Uyku bozukluğu, kas ağrıları, çabuk yorulma gibi belirtileri vardır. Bu rahatsızlıkta, fizik tedavi yöntemini uygulamak oldukça fayda sağlar.
· Bel Fıtığı: Genellikle bel omurları arasındaki yastıkçığın yapısının bozulması ve dış tarafını kaplayan kıkırdağı yırtarak, iç yarı akışkan, nüvenin dışarı çıkıp çevredeki sinir, bağ ve omuriliğe baskı yapması sonucu oluşan ağrılardır.
· Osteoporoz: Osteoporoz yani kemik erimesi, belli bir yaştan sonra kemiklerin yaşlanmasına bağlı oluşan bir hastalıktır. Eriyen kemikteki küçük kırıklar ve çökmeler bel ve sırtta ağrılara yol açar.
· Romatizmal Ağrılar: Omur Eklemlerinde, kemiklerinde ya da omur çevresi kaslarda oluşabilmesi mümkün olan, romatizmal durumlar sonucu oluşan hastalıklara bağlı ağrılardır.
· Bursit-Tendinit: Vücudun omur çevresindeki bazı tendon veya kasların kemiğe yapışma yerinde zorlanması yırtılması sonucu oluşabilen şişlikler su toplamalarına bağlı ağrılı durumlardır.

belsırtagrısı

Büro-ofis işlerinde çalışan kişiler risk grubunda

Bel, sırt ve boyun ağrılarının altında yatan birçok sebep olduğuna dikkat çeken Central Hospital’dan Fizik Ted. ve Reh. Uzmanı Dr. A. Şahap Demirboğan, “Özellikle büro-ofis işlerinde çalışan, en çok bilgisayar başında ve sabit pozisyonda oturan kişilerde; oldukça yüksek oranda kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları görülür. İş ortamında oturulan koltuk, koltuk ve bilgisayar arasındaki mesafe, çalışma şartları, ortamın klimalı olup olmaması, sıcak-soğuk farkı gibi nedenler kas spazmlarını ve boyun ağrılarını artıran nedenlerdir. Bu meslek gruplarında çalışanlarda; boyun ve bel sorunları, yumuşak doku bozuklukları (sinir sıkışmaları, kas gerginlikleri-kısalmaları, dolaşım bozuklukları, aşırı kullanım bozuklukları) sıklıkla görülür. Yapılan mesleğin haricinde; çeşitli kişisel, çevresel ve fiziksel risk faktörleri de hastaların şikayetlerini arttırır.” dedi.

Sabit duruş pozisyonu önemli

Ağrılar için, büro-ofis çalışanlarının alabilecekleri birtakım önlemler olduğunu söyleyen Central Hospital’dan Fizik Ted. ve Reh. Uzmanı Dr. A. Şahap Demirboğan, “Bel ve sırt ağrısı için, yüksek ve sert arkalığa sahip sandalyede oturulmalı, yumuşak ve alçak seviyeli yerlere oturmaktan kaçınılmalıdır. Sandalye ve koltukta bel yastıkla desteklenmeli ya da iyice yaslanılarak dik oturulmalıdır. Özellikle sabit duruş pozisyonu çok önemlidir. Boynun dik pozisyonda durması, aynı şekilde kalça ve bel bölgesinin de dik pozisyonda durması bu ağrıların biraz daha azalmasına yardımcı olur ve tekrarlamasını engeller. Bunların dışında bilgisayar ile göz mesafesi ve seviyesi de önemlidir. Normal şartlarda çalışma ortamında bilgisayar ve göz seviyesinin en azından bilgisayarın bir bölü üçünü alacak şekilde olması gerekir. Aksi takdirde boyun öne eğik pozisyonda olacağından kas gerilimi, kas spazmı artar boyunda düzleşme hatta öne açılanma oluşur. Bu durum da bel ve sırt ağrılarını tetikler.” diyor.

Bel fıtığının sebeplerinden biri de uzun süre oturmak ve hareketsiz kalmak. Vücut ağırlığı alt kısımdaki sekmenlere biniyor ve disk, olması gerektiğinden daha fazla yük taşıyor. Kasların güçlü olması için hareket şart. Düzenli yapılan yüzme, pilates ve yoga gibi sporlar, bütün kasları eşit çalıştırarak güçlendiriyor. Bu da bel fıtığını büyük ölçüde engelliyor.

Kas ve boyun hastalıkları en çok kadınlarda görülüyor

Kas ve boyun hastalıklarının kadınlarda daha fazla görüldüğünü ifade eden Central Hospital’dan Fizik Ted. ve Reh. Uzmanı Dr. A. Şahap Demirboğan, “Bunun sebebi kasların güçsüz olmasıdır. Bu rahatsızlık, kadınlarda boyun-omuz kuşağı kasları güçsüz olduğundan daha hızlı gelişir. Kadınlar haricinde bu hastalığa öğrencilerin de dikkat etmesi gerekir. Sabit pozisyonda kalmak, sabit ders çalışmaya bağlı bazı kaslarda devamlı kasılma oluşturur. Bu kasılma da boyundaki sinirlere baskı yaparak uyuşma, karıncalanma, güçsüzlüğe ve fıtık tablolarına yol açabilir. Boyundaki kaslar da yıpranabilir.” diyor.

Devamını oku...

Mutluluğun sırrı haftada bir…

Mutluluğun sırrı haftada bir…

30 binden fazla kişinin katıldığı ve ortalama 40 yıl süren bir araştırmanın sonunda çok fazla seks yapmanın mutluluğu arttırmadığı ortaya çıktı. Araştırmaya göre haftada bir gün seks yapmak mutlu olmak için yeterli.

 

Foto: Shutterstock

Foto: Shutterstock

Toronto-Mississauga Üniversitesi’nden Amy Muise, yaptığı araştırma sonunda daha fazla seks yapmanın mutlulukla ilgisi olmadığını, haftada bir kez seksin yeterli olduğunu açıkladı.

 

Muise, “Bizim araştırmamıza göre partnerle özel bir bağ kurmak önemli ancak bu bağı kurmak için her gün sevişmenize de gerek yok.” dedi.

Devamını oku...

Duş alırken kilo vermek mümkün!

 

Duş alırken kilo vermek mümkün!

Bağışıklığı Güçlendirir: Soğuk duşlar nezle, grip ve enfeksiyonlara karşı koruyucu bir etki sunuyor. Prag’ta yapılan bir araştırmada haftada 3 kere 14 derecedeki soğuk suya 6 hafta boyunca giren kişilerde 2 tip akyuvar (monosit ve lenfosit) sayısında artış gözlenmiş. Lenfositler bakteri, virüs ve toksinlerin ortadan kaldırılmasında çok önemli bir role sahiptir. Araştırmacılar vücudun kendini ısıtmak istemesi sonucu artan metabolizma hızının bağışıklık sistemini aktivite ettiğini, böylece de daha fazla akyuvar hücresi ürettiğini düşünüyor.

Saçlarınızı yıkarken, saçlarınız sertleşmiş bile olsa şampuanlama esnasında bir yumuşaklık hissetmeniz gerekir. Eğer bu hissi yaşamıyorsanız şampuanınızı hemen değiştirmelisiniz, yanlış seçim yapmışsınız. Saç kremleri için de kesinlikle aynısı geçerli, saçınızı kremlediğiniz esnada hala sertse yanlış seçimdir, değiştirmelisiniz.

Bu yüzden düzenli olarak soğuk duş alanlarda nezle, grip ve hatta bazı kanser türleri riski azalıyor. Kan Dolaşımını İyileştirir: İyi kan dolaşımı kardiyovasküler sağlık için çok önemlidir. Soğuk duşa geçmenizle beraber kan dolaşımı iyileşir.

Soğuk suyla temas ettiğinde kan damarları daralır. Bu daralma kanın akış hızını artırır. Peki kan dolaşımının iyi olması neden önemli? İyi kan dolaşımı yüksek tansiyonu önler ve kan damarlarını güçlendirir. Kan dolaşımı iyi olduğunda bütün vücut sistemleri daha iyi çalışır, böylece daha iyi görünür ve daha iyi hissedersiniz.

Sıcaklığı Düzenler: Soğuk duşlar termojeneze (vücut ısısının üretilmesi) yol açan stresin iyi bir formunun oluşmasını sağlar. Böylece vücudunuzdaki onarım sistemleri aktive olur. Eğer kronik olarak soğuk el ve ayaklardan şikayetçiyseniz ya da çok fazla terliyorsanız, soğuk duşu deneyin

Aralıklarla soğuk bir duş almak psikolojik ferahlamanın yanında bağışıklık sistemini güçlendirir, cilt ve saçların daha sağlıklı görünmesini sağlar...

Metabolizmayı Hızlandırır ve Kilo Verdirir: Kahverengi yağ hücreleri, beyaz yağ hücrelerinin tersine enerji üretiminde sıkça kullanılır. Soğuk suyla temas kahverengi yağ hücrelerinin üretilmesini sağlar. Bu hücreler glikoz yakarak, daha fazla ısı enerjisi üretmeye çalışırlar.
Daha fazla kahverengi yağ hücresi daha fazla enerjinin yakılmasına, böylece de daha hızlı kilo kaybına neden olur. Artan kahverengi yağ düzeyi, artan kan basıncı ve vücut sıcaklığı ile beraber kimyasal reaksiyonlar daha hızlı olur. Metabolizma hızını artırmak birçok insanın aradığı şey. Çünkü böylece hem kilo kaybı hızlanır, hem de kas üretimi artar.

Çok sıcak su saçınıza zarar verbilir. Eğer saçlarınızın parlak ve canlı durmasını istiyorsanız soğuk suyla yıkayın.

Depresyonu Azaltır: Soğuk duş depresyona yardım etmede ve önlemede de yardımcı olur. Virginia Common Wealth Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre soğuk su beynin mavi noktalarını uyarıyor. Mavi noktalar beynin noradrenalin üretim bölgesi. Noradrenalin ise depresyonu önlemede kullanılan bir hormon.
Depresyonu Azaltır: Soğuk duş depresyona yardım etmede ve önlemede de yardımcı olur. Virginia Common Wealth Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre soğuk su beynin mavi noktalarını uyarıyor. Mavi noktalar beynin noradrenalin üretim bölgesi. Noradrenalin ise depresyonu önlemede kullanılan bir hormon.

Sıcak ve uzun süre duş almak Derimizin hijyeni için aldığımız duş keyfi uzatmak için abarttığımız zaman cildimizde problemlere neden olabiliyor. Özellikle kış aylarında derimizin kuruluğa yatkınlığının arttığı dönemde uzun süreli duşta kalmak derinin koruyucu lipid tabakasını bozmakta ve savunmasız hale getirmektedir. Koruyucu tabakası hasar gören cilt dış uyaranlara açık hale gelmektedir. Önce kuruluk daha ilerlediğinde pullanma ve kızarıklık ile giden egzematöz değişiklikler gözlenmektedir.
Eğer lenf sistemi iyi çalışmazsa atık maddeler vücudun uç noktalarında toplanır. Bu da çeşitli sağlık sorunlarına neden olur. Eğer lenf sistemi iyi çalışmazsa atık maddeler vücudun uç noktalarında toplanır. Bu da çeşitli sağlık sorunlarına neden olur.

Devamını oku...

Pankreas kanserinin 9 belirtisi

13 Kasım Dünya Pankreas Kanseri Günü’nde Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özdal Ersoy, önemli uyarılarda bulundu.

Pankreas kanserinin dünya genelinde kansere bağlı ölüm nedeninde dördüncü olduğunu belirten Ersoy, hastalığın sinsice ilerlediğini belirtti.

 

%30 sigaraya bağlı

Son yıllarda Steve Jobs, Patrick Swayze ve Luciano Pavarotti gibi dünyaca tanınan ünlülerin bu kanserden yaşamlarını yitirmeleri pankreas kanserine karşı farkındalığın artmasını beraberinde getirdi. Ersoy, “Pankreas  kanseri  olgularının yüzde 30’unun  sigara  içimi ile  ilişkili  olduğu; meyve, sebze ve lifli besin tüketiminin riski SİGARAazalttığı, et ve yağlı ürünlerin ise riski artırdığı düşünülmektedir. Obezite hastaları yüksek pankreas kanseri riski taşımaktadır” diyor.

 

Karnımızın en arkasında yerleşmiş, yaklaşık 15 cm uzunluğunda büyük bir organımız pankreas. Önyüzü mide, 12 parmak bağırsağı ve kalın bağırsakla kapatılmış olan pankreas birçok önemli görevle birlikte gıdaların sindiriminde ve kan şekerinin düzenlenmesinde büyük rol oynuyor. Her 10 kanser vakasının 8’den fazlasının tanısı 60 yaş ve üzeri hastalarda konulurken, çok nadir de olsa 40 yaş altında da görülebiliyor.  Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özdal Ersoy, pankreas kanserinin dünya genelinde ölüm oranı en yüksek kanserler arasında dördüncü sırada yer aldığını belirterek “Pankreas kanserinin ölüm oranının yüksek olmasının nedenleri; erken tanı zorluğu, hızlı yayılma (metastaz kabiliyeti), radyoterapi ve kemoterapiye iyi cevap vermemesi şeklinde sıralanmaktadır” diyor.
kırmızı-etSigara, et ve yağlı ürünler riski artırıyor
Toplumun büyük çoğunluğu pankreas kanseri hakkında bilgi sahibi değil. Ancak son yıllarda Steve Jobs, Bonnie Franklin, Patrick Swayze, Luciano Pavarotti gibi dünyaca tanınan ünlülerin bu kanserden yaşamlarını yitirmeleri bu kansere karşı farkındalığın artmasını ve bilinçlendirme çalışmalarının hızlanmasını beraberinde getirdi. Pembenin meme kanseri farkındalığı rengi olduğu gibi, mor da pankreas kanseri farkındalığını simgeleyen bir renk oldu. Dr. Özdal Ersoy bu sinsi hastalığın riskinin özellikle 50 yaşından sonra arttığını belirtirken, 40 yaşın altında da nadir de olsa rastlanılabildiğini söylüyor. Pankreas kanseri olgularının yüzde 30’unun sigara içimi ile ilişkili olduğunun düşünüldüğünü belirten Dr. Özdal Ersoy “Meyve, sebze ve lifli besin tüketiminin riski azalttığı, et ve yağlı ürünlerin ise riski artırdığı düşünülmektedir” diyor. Genetik faktörlerin yanı sıra benzin ve metalürjik kokular gibi kimyasalların da pankreas kanseri riskini artırdığını belirten Dr. Özdal Ersoy, obezite ve diyabet hastalarında da pankreas kanseri görülme sıklığının daha fazla olduğunu söylüyor. İnce bağırsak ve ülser kanamalarına yönelik daha önceden geçirilmiş operasyonlar sonrasında da risk artıyor.

 

Bu belirtilere dikkat
Pankreas kanserinin genelde ‘sessiz, sinsi’ kanser olarak bilindiğini çünkü başlangıçta yakınmaların çok belirsiz olduğunu kaydeden Dr. Özdal Ersoy, çok tipik yakınmaların ise genelde kanser ilerleyince ya da yayılınca ortaya çıktığını belirterek “Bu nedenle erken tanı zordur ve teşhis edildiğinde genelde kanser lenf bezlerine, komşu organlara atlamış olur” diyor. Dr. Özdal Ersoy, pankreas kanserinde en sık görülen yakınmalar ve bulguları sıralarken, kişinin bir ya da birden fazla yakınmasının sürekli hale gelmesi durumunda en kısa zamanda hekime başvurması gerektiğini söylüyor.  İşte o belirtiler;

 

pankreas

 

1-Sarılık: Genellikle ağrısız olur ve safra yolu tıkanıklığı olduğunda görülür. Pankreasın gövde ve kuyruk bölümündeki kanserlerde sarılık görülmeyebilir. Ciltte kaşıntılar sarılığın ön bulgusu olabilir.

2-İştahsızlık, erken doyma hissi, hazımsızlık, tedavilere yanıt vermeyen şişkinlik ve gaz

3-Ağız tadının bozulması, gıdalara karşı kötü kokular ve tiksinti hissetme

4-Halsizlik, kilo kaybı

5-Karnın üst bölgesinde sırta da yayılabilen karın ağrısı (Ağrı öne eğilince kısmen azalır, yemeklerden sonra ağrı artar)

6-Sebebi açıklanamamış bel ağrısı

7-Yeni ve birden ortaya çıkan diyabet hastalığı

8-Depresyon hali

9-Yağlı dışkılama (Dışkının rengi açılır, kötü koku olur, dışkı sifonu çekmekle kolayca temizlenmez)

 

Farklı tedavi yolları var
Pankreas kanserinin evresine göre hastaların çeşitli şekillerde tedavi edilmeye çalışıldığını belirten Dr. Özdal Ersoy “Erken evre kanserlerde tümör, deneyimi olan genel cerrahlar tarafından ameliyatla çıkartılabilir. İleri evre tümörlerde ise cerrahi tedaviler uygulanmaz, hastanın semptomlarına yönelik özel ilaç tedavileri (çeşitli ağrı kesicier, sinir kökü blokları gibi), kemoterapi yada radyoterapi seçenekleri hastaya uygulanır.  İleri evredeki hastalara  ömürlerini  bir  süre  daha uzatabilmek ve ıstırabını azaltmak için tedaviler verilir. Bu hastalara uygulanacak kemoterapi ile birlikte, mevcut sarılığının düzeltilmesi, beslenme desteğinin sağlanması, ağrının azaltılması ve diğer yaşam konforunun düzeltilmesini amaçlayan bazı girişimler de yapılabilir” diyor. Gelişmiş ülkelerde, pankreas kanserinin tedavisine yönelik ilaçların bulunması için özellikli ve pankreas kanseri deneyimine sahip merkezlerde çeşitli klinik çalışmalar sürüyor.

Devamını oku...

Diyabet misiniz, kendinizi test edin!

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünya tarihinde ilk kez, bir sonraki kuşağın ömrünün önceki kuşaktan daha kısa olacağı konusunda uyarıyor. Diyabet hastalığı,

çağımızın en yaygın ve hızla yayılan hastalıkları arasında yer alıyor. Diyabet tedavi edilmediğinde, çeşitli sağlık problemlerine yol açarken, erken teşhis edildiğinde ise sağlıklı yaşam şansı veriyor. İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ahmet Hamidi diyabet tehlikesine dikkat çekerken, vücutta her türlü hastalığı meydana getirebileceğinin de altını çiziyor.

Diyabet nedir?

Halk arasında şeker hastalığı diye bilinen diyabet; vücutta pankreas adı verilen organın salgıladığı insülinin herhangi bir sebeple az salgılanması, salgılanmasında bir bozukluğun oluşu ya da salgılanmasına rağmen etkisinin eksikliğine bağlı olarak, kan şekerinin kronik bir şekilde yükselmesiyle seyreden, metabolik bir bozukluktur.

Diyabetin tipleri nelerdir?

Diyabetin değişik tipleri vardır. Bütün dünyada modern tıbbın klasik tespitine göre, diyabetin 4 çeşit etiyolojik sınıflaması vardır. Birincisi Tip 1 diyabet denilen ve gençlerde görülen diyabettir. Genellikle 10 ile 25 yaş arasında rastlanır. Bunun görülme sıklığı, şeker hastalarının toplamına oranla % 5-7’dir. Tip 1 diyabette veya genç tipi dediğimiz diyabette, sebep olarak daha çok insülin yokluğu gösterilebilir. Pankreastaki beta hücre harabiyeti nedeniyle, genellikle baştan beri insüline ihtiyaç hisseden bir diyabet şeklidir. Bu tip diyabette, mutlaka insülin gereklidir, başka bir tedavi şekli yoktur. İkincisi Tip 2 dediğimiz diyabet, daha çok 25 yaş ve üstünde görülen bir diyabet tipidir. Genellikle bu tip hastalar fazla kiloludur. Bunun sebebi ise, daha çok insüline karşı asıl hedef hücrelerde meydana gelen bir direncin oluşudur. 25 yaşından sonra görülen Tip 2 diyabet, değişik şekillerde kendini gösterebilir. Diğer spesifik diyabet çeşitleri; değişik genetik faktörlerin, enfeksiyonların, ilaçların, immünolojik faktörlerin meydana getirdiği diyabet türleridir. Bu tür diyabetler; genetik olarak insülin salgılaması mümkün olan beta hücrelerinde bir bozukluk, genetik bir arıza, değişik genetik hastalıklara bağlı olarak insülin salınımının azalması nedenleriyle ya da bazı ilaçlara bağlı olarak veya değişik endokrinal metabolik hastalıkların neticesi ile gelişebilir. 4. diyabet türü, hamilelerde meydana gelen diyabettir. Bu durum, gizli olan şekerin hamilelik neticesi açığa çıkmasıyla oluşur.

diyabett

Şeker hastalığını anlamak için hangi testlerin yapılması gerekir?

Klinik belirtiler söz konusu olursa, hastanın mutlaka hekime başvurması gerekir. Doktorun yapacağı açlık kan şekerine bakmak, eğer bir şüphe varsa şeker yükleme testi dediğimiz OGTT testi yaptırmak gerekir. Özellikle hamilelerde bu testi yaptırmak önemlidir. Bir şüphe varsa, şeker yükleme testi ile bunun ortaya çıkarılması şarttır. Açlık kan şekeri, idrardaki şeker oranı ve bazı hastalarda oral glukoz tolerans testi dediğimiz şeker yükleme testi, şeker hastalığını ortaya çıkarmak için başvurulan testlerdir.

Diyabet hangi hastalıklara yol açar?

Diyabetin sebep olmadığı neredeyse hiçbir hastalık yoktur. Diyabet, vücutta her türlü hastalığı meydana getirebilir. Göz hastalıkları, böbrek hastalıkları, deri hastalıkları, saç hastalıkları, deride değişik kaşıntılar, farklı yaralar, yaraların geç iyileşmesi, enfeksiyonların sık sık oluşması, özellikle kadınlarda idrar yollarında hastalık, erkeklerde cinsel yetersizlik, kemik erimesi, sinirlerde harabiyet, kalpte bozukluk, tansiyon ve buna bağlı birçok hastalıklar diyabetle beraber seyreder. Çekinilmesi gereken nokta diyabet değil, diyabetin beraberinde getireceği komplikasyonlardır. En büyük problem; diyabette damar hastalığı yani gözlerimizle gördüğümüz ve göremediğimiz mikroanjiopati ve makroanjiopati dediğimiz rahatsızlıkları meydana getirmesidir. Tedavi yapılmadığı takdirde bu sonuç kaçınılmazdır. Mikroanjiopati; mikroskopla görülebilen damarlarda meydana getirdiği harabiyet neticesi, göz dibi damarlarının bozulmasına sebep olabilir ve durumu körlüğe kadar götürebilir. Böbreklerde, sinirlerde harabiyet meydana getirebilir. Makroanjiopati dediğimiz şeyler de periferik damarlarda, çevre damarlarında görülen harabiyetler neticesi meydana gelen hastalıklardır. Kan dolaşımı, kangrenler, ayak kesilmeleri vb. durumlar yaşanabilir. Bununla beraber kalpte ve beyinde de harabiyetler meydana getirebilir.

Diyabetin diğer organlara etkisi nedir?

Özellikle gözler, böbrekler, sinirler, beyin, kalp ve damarlar ciddi şekilde negatif olarak diyabetten etkilenir. Bu nedenle, söz konusu olumsuz etkilerin giderilmesi önemlidir. Bugün yeryüzünde, diyabet nedeniyle her dakika iki bacak kesiliyor. Diyabetin ne kadar tehlikeli bir hal aldığını bu durum açıkça gözler önüne sermektedir.

Stresin diyabet hastalarına etkisi var mıdır?

Stresin diyabet hastaları üzerinde % 100 etkisi vardır. Ufak bir kaza, kötü bir haber, üzüntü kişinin şekerini sarsar ve kişinin tüm dengesini bozar. Bu sebeple, stresten uzak bir hayat yaşamaya çalışılmalıdır.

Riskinizi Test Edin

Evet              Hayır

  1. Vücut ağırlığım yanda verilen tabloya göre eşit veya daha fazla                         5 puan             0 Puan
  2. 65 yaşın altındayım ve gün boyu az egzersiz yapıyorum / hiç yapmıyorum     5 puan             0 Puan
  3. 46 ile 64 yaş arasındayım                                                                                            5 puan             0 Puan
  4. 65 yaşın üzerindeyim                                                                                                   9 puan             0 Puan
  5. 4 kilo üzerinde çocuk doğurmuş bir kadınım                                                         1 puan             0 Puan
  6. Kız veya erkek kardeşimde diyabet var                                                                    1 puan             0 Puan
  7. Diyabetli akrabam var                                                                                                  1 puan            0 Puan

Toplam Puanlar

Değerlendirme:
Aldığınız puanları toplayın. Eğer elde ettiğiniz sayı; 3 ile 9 puan arası ise, muhtemelen şu an için diyabetli olma riskiniz düşüktür. 10 veya daha fazla puan ise, diyabetli olma riskiniz yüksektir. Eğer puanınız 10 veya yukarısında ise doktorunuzdan randevu alarak en kısa zamanda görüşmelisiniz. Sadece doktorunuz diyabetli olup olmadığınızı tespit edebilir. Bunun için şeker yükleme testi yaptırmanız gerekecektir. Eğer şu an için risk altında değilseniz bile, diyabeti unutmayınız. 45 yaş üstündeki tüm insanların diyabet yönünden test edilmesi gerekmektedir. Test için bir gece açlık sonrası sabah alınan açlık kan şekerinin 126 mg/dl’nin üzerinde olması diyabet teşhisini koydurmaktadır. Test sonucu normal çıksa bile, üç senede bir testin tekrarlanmasını öneririz.

Risk Değer Tablosu

Boy (cm)                                     Ağırlık (kg)

147                                                58.5

150                                               60

152.2                                             62.5

155                                               65

157.5                                           66.7

160                                               69

162.5                                           71

165                                               73.5

167.5                                            76

170                                               78

172.5                                           80

175                                               82.5

177.5                                           85

180                                               87.5

183                                               90

185.5                                             92

188                                              95

190.5                                             98

193                                               100

  • Boyunuza göre ağırlığınız tabloda verilen değere eşit veya bu değerden fazla ise, diyabet riskiniz yüksektir.
  • Bu tablo vücut kitle indeksine göre yapılmıştır. Tablo, 35 yaş üzerindeki erkekler ve kadınlar için, boya göre sağlıklı olmayan kiloları göstermektedir.

Eğer;

  • Fazla kilolu iseniz
  • Yakın akrabalarınızda Tip 2 diyabetli olan varsa
  • Yüksek risk taşıyan etnik gruptaysanız
  • Tansiyon yüksekliğiniz var ise
  • HDL kolesterol veya trigliserit düzeyleriniz normal değil ise
  • 4 kg üzerinde çocuk doğurmuş iseniz veya gebelikte çıkan bir diyabetiniz varsa, daha genç yaşlarda ve daha sık test yaptırmanızı öneririz.
Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol